nasreddin hoca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nasreddin hoca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2007 Cumartesi

KURTULMUŞ, Nasrettin

Nasrettin Hoca bir gün şöyle demiş: "Doğurduğuna inanıyosun da öldüğüne neden inanmıyosun be adam?". Bu olaydan biraz önce adam: "Olur mu hoca, hiç kazan ölür mü?" demiş. Hemen öncesinde de Hoca: "Evlat walla senin kazan öldü" demiş. Ondan önce de adam Hocanın kapısını çalmış ve "Hoca şu benim kazanı alsam artık" demiş.Bikaç gün öncesinde Hoca adamdan yine kazan istemiş adam da memnuniyetle vermiş.Bu olaylardan epey önce, birgün adam sevinçle ayrılmış Hocanın yanından. Daha önce de Hoca "Al" demiş "senin kazan doğurdu" ve kazanın yanında bir tencere vermiş adama. Tabi bundan biraz önce adam kazanını geri istemek üzere Hocanın kapısına gitmiş. Meğer Hoca bikaç gün önce adamdan kazanı ödünç istemiş o da vermiş.

Ya herşey böyle olsaydı? ne halt ederdik o zaman? bu hikayeyi tersten anlatmamın pekçok sebeplerinden bir sebebi şudur: bizim için önce olan başka biri için sonra olabilir. daha açık bir ifadeyle bizim için iki olaydan önce geleni başkasına göre sonra geleni olabilir. olmayabilir de tabi. hatta bunların hepsi uydurma da olabilir. hatta kainat bir algıdan ibaret de olabilir. o halde nasrettin hoca da algıdır ve gerçekte yoktur. dolayısıyla onunla ilgili verdiğim hikaye de yoktur (bu verilebilecek her hikaye için aynı olduğundan) nihilizm diye de bişey yoktur. ne biçim felsefe bu nihilizm yaa. hepsi saçma. hoca nasrettinin asıl vurgulamak istediği de bu olsa gerek.

26 Eylül 2007 Çarşamba

Nasrettin Kurtulmuş

Mektubat-ı Maveraunnehir'den. mayıs 2003

Önce herkesi selamlayayım.
uzun zamandır bu mail grubunun çekirdeğini oluşturan kitlenin gündeminden düşürülmeyen bir kişi var. Nasrettin Kurtulmuş. Halk onu Nasrettin Hoca olarak biliyor. Ramazan kod adlı kgb ajanı bildiğiniz gibi bu kişinin tüm sırlarını ifşa ederek ipliğini pazara çıkardı. onu, fıkraların dışına taşıyarak fıkra dışı yaşantılarına parmak bastı. halbuki biz onu hep fıkralarda yaşarken bilirdik.

Mesela; Nasrettin Kurtulmuş eve gelip duş aldıktan sonra akşam yemeğine oturmuş. bu sırada hanımı Necmiye (Sarıtaş) Kurtulmuş pencereden dışarı bakarak; "Hoca, birisi bi tepsi baklava götürüyo" demiş. Hoca da "Ulan yetti bee! heryerde aynı muhabbet, bugün kahvede de aynı şeyi söylediler. size ne lan elalemin baklavasından" demiş. bunun üzerine hanımı "iyi de hoc...." derken hoca sözünü kesmiş, "tamam biliyom baklava bize geliyo. kızım Özge çık da alıver şu baklavayı." demiş. sonra bahçeden eşşek anırmaya başlamış. hoca da "ulan baklava sana mı geliyo yoksa bana mı?" demiş. bunu duyan Özge; "ama baba eşşeğe niye soru soruyosun? hiç eşşek cevap verebilir mi?" demiş. Hoca da; "öldüğüne inanıyosun da cevap vereceğine niye inanmıyosun?" demiş. o sırada baklavayı getiren adam seslenmiş "Hoca! Hani sana kazan verdiydim de öldü diye kestiydin ya, senin kazanın yavrusunun içine baklava koyup getirdim bak. ne olur uzatma da ver şu kazanı." demiş. Hoca da ,"yaa ben kazanı sattım ki. gel ben sana kırk yıllık sirkeden vereyim ama sana özel bak, yoksa herkese versek kırk yıllık olur muydu?" demiş.

Sonra yemeğini yiyip katibini yanına çağırmış ve demiş ki; "oğlum bu gün gene başımdan birsürü fıkra gibi olay geçti biliyon. ama bana çok karışık geldi bunlar. sen şunları bi düzenleyip yazıver, ben yatıyom." demiş. Katip de; "tamam hocam Allah rahatlık versin. ben düzenleyince dört beş fıkra çıkar heralde bunlardan. ama kurguyu biraz değiştirmem lazım." demiş.

Eğer bu kgb ajanı olmasaydı biz Nasrettin Kurtulmuş'un sadece fıkra hocası yönünü bilecektik ama şimdi onu bir eş, bir baba, bir yönetici, bir sıradan insan olarak da tanıdık. ben bunun için sadece şunu söyleyebilirim;
"oluşumunun kesitlerine imgelenegeldiğimiz içyapısal geçmişimizi sorgularken kitsel yetilerimizi salt öne iteleyip birey olgusunu toplumsallıktan soyutlarsak, bizi kendiselleştirecek öğeleri de ikilleyip birsellikten ödün vermiş oluruz. "bugün ödünü veren yarın gödünü verir" ilkesi gereği irkilim yapısını işlevselleştiren bir ulus da çok acısaldır ki yarınlara çağcıl bir tadınımla değil de yobazmerkezcil bir ivmeyle gider..."

24 Eylül 2007 Pazartesi

Köpek-Siret Fıkrası

bir gün saadettin köpek ile hüseyin siret gölün kenarında muhabbet ediyorlarmış. saadettin köpek:
"ismail dede efendinin son albümünü nasıl buldun hocam?" demiş.
hüseyin siret de:
"yok hoca yaa iş yok bu sefer" karşılığını vermiş.
bunun üzerine saadettin:
"iyi de hoca, niye ööle diyon halkın acayip hoşuna gitti bu albüm" demiş.
hüseyin siret ise: "abi benden ii mi bilcen yaa, bi kere tınıyı değiştirmiş dede efendi, kimse almaz o albümü" demiş.
saadettin köpek: "walla bilmiyom bence tutar bu albüm" deyince, hüseyin siret iyice sinirlenmiş ve:
"TUTMAZ HOCA TUTMAAAAAZ!" diye bağırmış.
bunun üzerine otuz metre kadar ötede göle yoğurt çalmaya çalışan 50-55 yaşlarında birisi kafasını kaldırmış ve "ya tutarsa!" diye seslenmiş.