Tanım: bir kimseye, orta yolun teklif edilmesi durumunda, bunu yapmaktan kaçmak için, o kimsenin sanki kendisine ifrat (aşırıya kaçan davranışlar) teklif edilmişçesine bir tutum içerisine girerek, orta yoldan tefrite (yetersiz davranışa) doğru kaçmaya çalışmasıdır.
Teklif eden, bu gerçekçi olmayan tutum karşısında taviz verdikçe de, tefrite kayma tutumu gösteren bireyin davranışı pekişir ve bunu tekrar etme olasılığı artar.
Örnek: Murtaza öğretmen, idare tarafından önlük giyerek derse girmesi konusunda uyarılır. Aslında öğretmenin önlük giymesi doğal ve aşırı olmayan orta yollu bir durumdur. Fakat derse önlükle girmek istemeyen öğretmen şu karşılığı vermiştir: “Tamam ya tamam, paltoyla gircem derse, verin benim paltomu paltoyla gircem”
Bu örnekte görüldüğü gibi öğretmenden paltoyla derse girmesini isteyen yoktur. Ama o sanki kendisinden bu istenmişçesine reaksiyon göstererek, normal bir durum olan önlük giymekten kaçar. Bir yönden de üste çıkarak haklıymış gibi görünür.
Örnek: 10. sınıf öğrencisi olan Serkan, okuldan gelince bilgisayarın başında fazlaca zaman geçirmektedir. Annesi ondan biraz da ders çalışmasını ister. Serkan şu karşılığı verir: “Bundan sonra eve gelcem, odama gircem sabaha kadar ders çalışçam, uyku da uyumıycam. Bakalım o zaman ne yapcanız”.
Örnek: Babası Alaaddin’e, yeterli miktarda harçlık vermektedir. Alaaddin ise daha fazla harçlık ister ve babası bunu kabul etmez. Bunun üzerine Alaaddin babasının verdiği yeterli miktar harçlığı yere atarak şöyle der: “Vermeyin bana para falan istemiyorum. Parasız gezcem.”
Bu davranışı yapan bireyler, mızıkçı ve zorluklarla baş etmekte zorlanan kişilerdir. Kurallara uyma etikleri gelişmemiştir.
Yukarıda bahsi geçen durumu ifade etmek için "vur dedik öldürdün" deyimi kafidir.
13 Mayıs 2009 Çarşamba
ifrattan destek alarak tefrite kayma
Gönderen
devlez
saat:
22:15
0
yorum
Etiketler: eğitim, felsefik düşünceler
30 Aralık 2007 Pazar
Matematiği Ayrıcalıklı Yapan Ne?
"Bilimlerin arasında matematiğin çok ayrı bir yeri vardır" sözünü sık sık tekrarlarlar. Ben de çok da düşünmeden o tekrarları yapanlardan biriyim aslında. Ama yine de kendime hep sorardım "acaba neden?" diye. Geçenlerde sebebi aklıma düşüverdi...
Bir kere diğer bilimlerde (veya sanat dallarında) ortaya konan bir çalışmada, çalışmanın kim tarafından yapılmış olduğu önemlidir. Bu; Tarih, Dil Bilim, Coğrafya, Etnoloji, Siyaset Bilimi, Ekonomi, Resim, Müzik, Hat, hatta bir ölçüde Fizik, Kimya, Biyoloji vs için böyledir. Örnek mi istiyorsunuz? Örnekleri aşağıda maddeliyorum, buyrun;
- Diyelim ki ben diyorum ki: "Vizigotlar ile Ostragotlar Alman milletini oluşturmuştur". Sonra da gerekçelerini açıklıyorum, ama, önce sorulan, bunun kim tarafından söylenmiş olduğu. Ben değil de bir Got uzmanı aynı gerekçeleri ileri sürerek bunu söyleseydi hemen kabul görecekti. Ama sırf söyleyenden dolayı bir hakikat güme gitti.
- Mesela ben bir soyut resim yaptım, satmaya çalışıyorum. Tabi alan yok. Sonra aynı resmin altına Picasso yazıp kendisinin eline veriyoruz ve o da ne? Resim bir servet karşılığı satılıyor. O zaman o resmin hakiki değeri hani?
- Söz gelimi ben dedim ki: "para piyasalarında bu hafta bir çalkalanma olacak ve altın çok değer kaybedecek", malum; kimse takmıyor, ama bunu bir ekonomi uzmanı söylese hemen millet elindeki altını bozdurmaya çalışacak.
- Farazà ben şu sözü söylemiş olsam: "İnsanlardaki önyargıyı kırmak, bir atomu parçalamaktan daha zordur". O zaman tahmin edeceğiniz gibi bu söz tarihe geçmeyecekti. Ama değil mi ki bunu Albert Einstein söyledi; "o dediyse doğrudur" oldu.
İşte bir lütf-u ilahî olarak Matematikte böyle bir tutarsızlık göremezsiniz. Size Karl Frederic Gauss gelse ve dese ki:
"2 den büyük her çift sayı, herhangi iki asalın toplamıdır",
hemen diyeceksiniz: "ispatla bakalım Gauss efendi".
Gauss: "ispata ne hacet ey gafiller, ben diyorum bunu ben, koca Gauss"
deyu haykırsa da nafile. Biz gene ispat isteyeceğiz. Eğer ispatlayamazsa inanmayacağız. Öte yandan bir zavallı lise öğrencisi dikilse karşımıza ve dese ki: "Gauss'un ispatlayamadığını ben ispatladım abey, aha ispatı",
önce eğilecek herkes üstüne, çocuk doğru yapmışsa bu şerefi herkes istisnasız koca Gauss'a değil de küçük çocuğa verecek. Kimse de:
"bir veledin sözüne mi inanacağız!" demeyecek.
Çünkü: "matematikçi ikna etmez, ispat eder; güveninizi beklemez, yalnız dikkat etmenizi ister."
Matematiği büyük yapan, büyüklüğünü, büyük bir isimden değil de kendi büyüklüğünden almasıdır.
Gönderen
devlez
saat:
14:00
2
yorum
Etiketler: eğitim, felsefik düşünceler, matematik
8 Ekim 2007 Pazartesi
Nesil Teoremi
Eskilerden... aralık 2005
TEORİK BİLGİ:
Konumuz nesillerle ilgili. Nesil ne demek biliyoruz.
Devlez nesil teoremi: (belki benden önce bulan olmuştur ona bişey diyemem)
Şimdi mesela kendinizi düşünün. İnsanlar bölünerek üremediğine göre herkesin bir annesi ve bir babası var. Yani geriye doğru gidersek 2 ata var. Dede ve nineleri sayarsanız bu sayı 4 e çıkar.
Yani ikinci nesilde 4 ata.
Üçüncü nesilde 8 ata olur.
Dördüncü nesilde 16 ata.
.......
n. nesilde 2 üzeri n ata olacağının ispatı aşikar olduğundan, bunu okuyucuya bırakarak geçiyorum.
PEKİŞTİRİCİ ÖRNEK:
Her nesil arasında ortalama 30 yıl olduğunu düşünelim (aslında çoğu zaman 30 dan azdır. mesela babanızla veya annenizle aranızda kaç yaş var?).
O halde mesela 10 nesil öncesine gidince ortalama 300 yıl geriye gitmiş olur muyuz? Oluruz.
Daha geriye gidelim. Mesela 1200 yıl önceye. Kaç nesil geçmiştir? Yaklaşık 40 değil midir? (Matematikçi olmayanlar için: 1200/30=40 ). O halde şimdi bombayı patlatıyorum...
GELİŞTİRİCİ ÖRNEK:
40 nesil öncesinde kaç atamız vardır?
El-cevap: Devlez Nesil Teoremi gereği 2 üzeri 40 atamız var. "Bu ne demek" diyen matematikçi olmayan arkadaşlar için açıklıyorum: 2 üzeri 40 tam olarak 1 099 511 627 776 sayısına eşit. Okuyamadınızsa yardım edeyim; bu sayı "bir trilyon 99 milyar 511 milyon 627 bin 776" diye okunuyor. Şu anda dünyada 7 milyar insan olduğu söylenir. Yani bu sayının yaklaşık 157de biri kadar...
ANALİZ DÜZEYİ:
Şimdi diyeceğim şey "bu kadar insan nereye gitmiş?" falan değil tabi.
Diyeceğim şu:
Hani hep merak ederiz ya "aceba ben kimin soyundan geliyom?" falan diye. Aceba Gıyaseddin Keyhüsrev'in mi, yoksa Sultan Alparslan'ın mı, yoksa Pisagorun mu?
El cevap: Hepsinin olma ihtimali çok yüksek, zira eğer sen mesela Marmara bölgesinde doğmuşsan, 1000 yıl önce Marmara'da yaşamış insanların hebisinin soyundan geliyon demektir. Hatta bazen göçler olduğunu düşünürsek, belki de 2000 yıl önce dünyada yaşamış tüm insanlar, evet yanlış duymadınız tüm insanlar bizim atamızdır desek yanlış olmaz. Çünkü soy geriye doğru bir çizgi gibi gitmiyor ki, 2, 4, 8, 16, 32, 64, 128, ..... şeklinde genişleyerek gidiyor. Tabi bazen uzak veya yakın akrabalar evlendiğinden kesişmeler oluyor. İşte trilyonlarca ata nereye gitti sorusunun cevabı burda. Aslında bazı ataları birden fazla saymış oluyoruz vesselam...
PEKİ HOCAM GERÇEK HAYATTA NE İŞİMİZE YARIYOR?:
Güzel bir soru evladım kutlarım. Örneğin bazı insanlar Peygamber Efendimiz (sav) soyundan geldiklerini iddia ederler ya (seyyidler). Aslında mesela O'nun soyunun daha O'ndan 150 yıl sonra Maveraunnehir'e geldiği bilinir. (Maveraunnehir; Orta Asya'da bizim ana yurdumuz).
O halde peygamber soyunun bu millete karışmasının üzerinden 1300 yıl geçmiş. O halde hesabı kitabı tutulmasa da bu Türkiye milletinin hepsi (DNT gereği) seyyiddir dense yanlış olmayabilir. Onun için de bu Türk milleti hem Kantura oğullarından hem de hatem-ül enbiya soyundan gelir (top yekün). Onun için de mübarektir. Onun için de göreceksiniz bakın, az zamanda dünyada layık olduğumuz yere geleceğiz inşallah...
Yarıyo muymuş gerçek hayatta işe? yaaaa....
Nerden nereye....
SONUÇLAR 1:
Bu mevzu ile alakalı şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Az önce gönderdiğim iletide bu milletin topyekün peygamber soyundan geldiğini söyleyeli bi on dakka oldu. Zannediyorum bu iletinin çalkantıları şu dakikalarda başlamıştır. İnsanlar sokaklara dökülüp sevinç gösterileri yapıyorlardır. Ben birazdan camdan dışarı bakıp kontrol ideceğüm.
Lakin akla hemen şööle bi soru gelir:
Madem bu millet top yekün seyyid, o halde aramızda bissürü şerefsiz, hırsız, huysuz, mendebur, mütemerrid fasıklar ve münafıklar, hatta duhul-i ihtimal münkir deyyuslar ne gezmektedir?
El cevap: Evet bu millet DNT gereği topyekün seyyid olabilir. Lakin yine DNT gereği Ebu Leheb, Ebu Cehil vb kişilerin de soyundan göndermeler olabilir. Yani DNT sadece bir insanı değil, örneğin 1000 yıl önce yaşamış ve coğrafi izolasyonların olmadığı tüm insanların soyundan geldiğimizi göstereceğinden, bunların arasında iyi insanlar, hatta peygamberler dahi olabileceği gibi, şerefsizler, kansız, soysuz züppeler dahi olur.
O halde insan çok kişinin soyundan geldiğinden hangi atasının yolundan gitmek isterse onun yolundan gider. Böylece cüz'i irade sırrı da anlaşılabilir.
Ne ise... Bundan binlerce yıl önce yaşamış olan insanların hangilerinin soyundan gelmiyor olabiliriz biliyor musunuz?
Hiç çocuğu olmamış olanların soyundan gelme ihtimalimiz yok.
Sözlerimi şu mısralarla bitirmek arzu ederim:
Hepimiz kardeşiz.
Bu öfke ne diye? desem gerisini siz çıkarırsınız.
Bu arada Maveraunnehir'e, yani Türkler'in içine gelip yerleşen (1200-1300 yıl önce) ilk seyyid atalarımızdan da Allah razı olsun...
23 Eylül 2007 Pazar
ÇAY OCAĞI ESİNLENMELERİ
17 haziran 2007
bu arada çay ocağı demişken aklıma birşey daha geldi. memleketimizde herkes eğitime önem veriyor maşallah. ancak kimse; eğitimin, bireyin davranışlarında istendik yönde ve kalıcı davranışların oluşturulması süreci olduğunu aklına getirmek istemiyor gibi. eğitim denince artık sadece "matematiğin kaç evladım?" sorusu akla geliyor. ne yani bi öğrencinin matematiği sıfır olsa ama iyi ney çalsa olamaz mı? belki fizikten çakmaz ama sol ayağını raket gibi kullanabilir. coğrafyaya karşı olumsuz tutumu vardır da demlediği çayların tadına doyum olmaz (KAPAK KONUSU), organik kimyası iğrençtir ama motorun sesini duysa derdini bilecek kadar motordan anlar.
lakin lafın nereye gittiğini anladım ben. matematiğin saati 100 ytl oldu. ben bir matematik eğitimcisi olarak bunun felaket olduğunu söylemek isterim. üç yıllık deneyimlerimde bazı sınıflara matematik anlatmanın tamamen israf olduğunu farkettim. bazı öğrenciler matematik öğrenemezler. o halde onlara ille de matematiği öğretmeye çalışmak yerine, resim, müzik, çay demleme, kazı yapma, topluluk karşısında irticalen konuşma vb. şeyler öğretsek. onlara matematik anlatan bi öğretmenin hali boş yere açık kalmış bi ışık gibidir.
hani tatile gidersin 10 günlüğüne de dönünce bi bakarsın evin ışıkları yanıyo. h.s.....r dersin.
işte yıllar sonra matematik anlaması imkansız kesime (MAİK) yıllarca matematik anlatıldığını gördüğümüzde de aynı tepkiyi verebiliriz...
lütfen gereksiz ise söndürelim artık...