İki gün evveli (23 kasım 2010) Balıkesir'de kitap ciltçisi aradım. Memleketim Bozüyük'ten, küçüklüğümde haşır neşir olduğum iki farklı kitabı ciltlettireyim diye Balıkesir'e getirmiş idim. Kitapları de deyivereyim; biri Türklerin Altın Kitabı adlı ansiklopedi idi ki, üç ciltten mürekkep olup, bir ciltte toplattırmak istemekteydim. Diğer eser ise, TDK'nun Türkçe Sözlük'ü idi ki bu da iki büyük ciltten ibaretti. Ancak karton kapaklı olduğundan, götüreyim de şahıs cildi içinde tek cilt yaptırıvereyim demiş idim.
Her neyse, 23 kasım günü kitapları yanıma aldım, Özel idare İş Hanının içerisinde bildiğim ciltçiye doğru yola koyuldum. Varınca ne göreyim... İç tarafta gözlerden ırak kitap ciltleyen ciltçiler, yerlerinden gitmiş. O an aklıma düşüverdi bu mesleğin ölmüş olabilecekliği...
Aradıysam da bulamadım. En iyisi dedim, gideyim şu fotokopicilere sorayım. Üniversitede de vize haftası olduğundan adamların işi yoğun tabi. Bir tanesine girdim, biz spiral cilt yapıyoz, böyle cilt kalmadı dedi. İyi dedim. Öteki yandakine bi sor dedi. Gittim sordum, ama bir taraftan da içimde bir çekince var. Neden mi? Şimdi adam dese ki, "kardeşim ne cildi yaa, kitap mı kaldı da cilt istiyon sen, hangi devirde yaşıyoz"; o zaman ne yaparız...
Adam Allah'tan ilgilendi. Balıkesir'de senin dediğin gibi ciltçi bi tane kaldı dedi, yerini tarif etti gittim. Giderken de ölmek üzere bir meslek düşünüyordum, yaşlı bir amcanın ayakkabı tamircisi gibi bir dükkanda, hayattaki son ekmek paralarını kazanmak için kitap ciltlediği bir mekan hayal ediyordum. Neyse ki o kadar dramatik değilmiş. Beni elli yaşlarında bir amca karşıladı. Üstü başı düzgün, masasına kurulmuş, müdür gibi bir havası var. İçerde de öğretmene benzeyen bir hanım misafiri, koltuğa oturmuş, onu ağırlıyor. Dükkanın genişliği daha dışarıdan, camekandan içeri bakınca görülüyordu. İçeride kocaman aletler, yeni ciltlenip üstüste koyulmuş resmi dairelerde kullanınanlara benzeyen gıcır gıcır mavi - siyah defterler vardı. Ben kitap ciltlettirmek istediğimi söyleyince de adam; bir buçuk aydan önce yapamayacağını, bekleyen işinin çok olduğunu söyledi. Doğrusu şaşırdım. Ben daha dramatik bir karşılama bekliyordum. Mesela; "sen de gelmeseydin dükkanı kapatıp internet kafe açmayı düşünüyordum evladım, yıllardır kitap ciltlettirmeye gelen olmadı" gibi bir tepki bekliyordum. Adam nazlanınca anladım ki işler iyi. Eee, ne de olsa Balıkesir'de tek.
Yerini size de tarif edeyim. Ciltlettirmek istediğiniz, kitap, dergi vs. varsa acele edin. Belli olmaz, işlerin iyi gittiğine bakmayın siz, beş yıl sonra onu da bulamayabilirsiniz.
ADRES:
ADNAN MENDERESE DOĞRU, MERKEZDEN, EDREMİT YOLU ÜZERİNDEN GİDERKEN, BAŞÇEŞME MEZARLIĞINA AZ KALA YOLUN SOLUNDA "ÇİMTAY" ADINDA BİR BEYAZ EŞYA TAMİRCİSİ (SERVİSİ) VAR. ÇİMTAYA 90-100 METRE KALA BİR DÜKKAN. YAZI MAZI YOK. ADI YOK YANİ. AMA İZBE BİR YER DE DEĞİL HANİ...
25 Kasım 2010 Perşembe
Balıkesir'in Son Kitap Ciltçisi
Gönderen
devlez
saat:
11:42
1 yorum
Etiketler: haber-yorum
15 Aralık 2007 Cumartesi
Cumhurbaşkanımız Kazakistan'da
Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Orta Asya girişimlerine Kazakistan ile devam ediyor. Türkmenistan'ın ardından Kazakistan'da da ekonomik yatırımların yanısıra 34 harfli ortak alfabe konusu gündeme getirilerek Devlet Başkanı Nursultan Nazarbeyoglu ikna edilmeye çalışılıyor. Kazakistan ve Özbekistan, Türkiye'ye karşı mesafeli duruyor ancak bu mesafenin yok edilmesi için Türkiye'yi eskiden yönetenler somut bir girişimde bulunmuyordu. Şimdi ise Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül; bilim adamlarının tavsiyeleri ışığında, Türk Dünyası'nda bir devrim niteliği taşıyan "ortak alfabe" için cumhurbaşkanlığı sıfatını kullanıyor. Bunun yanında kendi kişisel ikna kabiliyeti de var elbette...
Ortak Alfabe:
23 Kasım 2007 'de Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür tarafından Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'e sunulan raporun 13. maddesi şöyledir:
"Ortak alfabe konusu sürekli gündemde tutulmalıdır. Kardeş cumhuriyetler Latin alfabesine geçme konusunda oldukça mesafe almış bulunuyorlar. Daha önce Azerbaycan, Özbekistan ve Türkmenistan'ın bu yöndeki kararlarından sonra, son olarak Kazakistan'ın da aynı yönde adım atması sevindirici bir gelişmedir." "Dil ve alfabe konusunda ortak bir paydada buluşmamızı sağlamak amacıyla ilişkiler her alanda geliştirilmelidir. Daha önce bilimsel toplantılarda ortaya çıkan görüş birliğine paralel şekilde 34 harfli çerçeve alfabe gibi kararlar hayata geçirilmelidir. Bu hususta Türkiye de dahil ülkelerin kendi alfabelerini koruma dirençleri gözlenmektedir. Bu konuda örnek bir davranış sergileyebiliriz, alfabemizde esasen ihtiyaç bulunan iki harfin eklenmesini yeniden düşünebiliriz. Ortak eğitim kitapları, tarih, dil ve edebiyat konularında alınan birçok kararın temenni mahiyetinde kalmış olması, gerçekçi ve kalıcı atılımların yapılmaması büyük bir handikaptır."
Bu güzel projeyi hayata geçirme adına söylen mukaddes sözler tarihe altın harflerle yazılacaktır.
Gönderen
devlez
saat:
12:54
0
yorum
Etiketler: haber-yorum
13 Aralık 2007 Perşembe
Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül Türkmenistan'a Önemli Bir Ziyarette Bulundu
A. N. Sezer'in aksine yeni Cumhurbaşkanımız yurtdışı seyahatlerine hızlı başladı. Üstelik de gönlümüzün bamteline dokunarak... Yıllardır Türkiye ve diğer Türk ülkelerinin en tepesindeki insanların sıcak görüntülerini görmeye hasrettik. Şimdi işte Sn. Gurbangulu Berdimuhammedoğlu ile Sn. Abdullah Gül birbirlerine kardeşlikten bahsediyorlar...
34 Harfli Ortak Alfabe Müjdesi
Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ziyaretlerini turistik de yapmıyor sadece. Yanında götürdüğü bakanlar ve işadamlarıyla ekonomik işbirlikleri kurmaya çalışırken, kendi uçağında götürdüğü bilim adamlarıyla da önemli projeler üretmek istiyor.
Gönderen
devlez
saat:
12:28
0
yorum
Etiketler: haber-yorum
23 Ekim 2007 Salı
Amet Erik Ağa'nın arsız köpeklerinden Mehmet'in çektikleri üzerine... 1
Bir zamanalar cennet gibi bir bahçede Mehmetoğulları yaşarmış. Bu Mehmetoğulları çok cesur ve çetin imiş. Bunlardan en sonuncusu Mehmet oğlu Mehmet ise biraz ne yapacağını bilmez birisiymiş. Cesurmuş lakin atalarının düştüğü tuzaklara da düşmek istemezmiş.
Bir gün Mehmet'in bahçesine ırak bir bahçeden bir miktar köpek girmiş. Köpek işte Mehmet'i ısırıp kaçmışlar. Sonra gene girmiş, bi daha girmiş. Bazen ısırmış bazen ürümüş, defolup gitmiş.
Mehmet de tabi it girince karşılık vermiş. Lakin it işte hızlı kaçar. Hem öyle vurmadan sövmeden anlamayan arsız bir it. Köpek kovulduğu mahalleye kaçar derler ya.
Mehmet'in canına tak etmiş. Irak bahçenin sahibine haber yollamış "köpeklerinizi bağlayın bizim bahçeye kaçıyo hır gür çıkarıyo demiş. Onlar da demiş ki "onlar bizim köpeğimiz değil, Muhtar Amet Erik Ağa'nın köpekleri, walla bizim bahçede duruyo ama biz de oşt diyemiyoz, yoksa Amet Erik Ağa bizi de haklar" demiş.
Bunun üzerine Mehmet, tabi bakmış gelişme yok itler bahçeden zırt pırt kaçıyor, ulan demiş Başlarım Amet Erik Ağana demiş. İtinizi bağlamazsanız girerim bahçene ......... demiş. Irak bahçenin sahibi ise göbeğini kaşıyarak pis pis gülmüş. "Adımını atarsan kafana daşı yirsin" diye karşılık vermiş.
Mehmet bu lafın üzerine "tamam lan" demiş. "Senin eşşeen kancık olsun" demiş sabretmiş. Zati Amet Erik Ağa da uzaktan gözünü böyütüpdurumuş vay sen benim itime nassı kötü dersin diye.
Sonra bi gece Ağa'nın itleri gene bizim bahçeye geçip Mehmet'i esaslı ısırmış. Mehmet ulan demiş bu sefer yaktım çıranı deyyus demiş. Daşı zopayı bahçe sınırına yığmış geliyom lan demiş. Irak bahçenin sakini gene göbeğini kaşıyıp demiş ki: "bak Mehmet. Sen iyi çocuksun. Ama bu bahçeye zopanan girersen ben de sana vururum demiş. Üstelik Ağa da vurur" demiş.
Mehmet gene o kadar daşı sopayı yığdığıyla kalmış. Sonra bi gece Mehmet dolaşırken bi köpek sürüsü daha girip Mehmet'i derince ısırmış. Ulan demiş dinime imanıma giriyom bu sefer demiş. geliyom bekle demiş.
En son Irak bahçenin yüzsüz ev sahibi inen Kalleş muhtar Amet Erik Ağa pis pis sırıtıp demişler ki: "Lan demişler ne çekcez köpeemizi ordan. Dolaşıpdursun hayvanlar. Mehmet girebilecek olsa çoktan girerdi. Demek ki giremez gayrı"
Amet Erik Ağanın köpekleri semizleşedursun, Irak bahçenin sahibi Talib abi de köpeklere bahçede yer ayırmış, başlarına çoban bile dikmiş. Köpek çobanı (adı Biraz Ani)...
Ah Mehmet senin gibi ince düşünen yok bu köyde. Gir malını zürttümün bahçesine, gebert itlerini. Bi halt yiyemezler. Dersen ki o itlerin orda yeri belli değil. Bi iti öldürürsün "ulan bu it senin bahçene geçmemişti ki" derler fitne çıkarırlar.
Biz de deriz ki inceldiği yerden kopsun. Ama şakacıktan değil. Gerçekten kopsun.
Bekliyoruz Mehmet cevabını...
Allah doğrunun yar ve yardımcısı olsun...
Gönderen
devlez
saat:
12:18
1 yorum
Etiketler: haber-yorum, hikayecikler
10 Ekim 2007 Çarşamba
Bu Millet; kalleşlere cevabı yakında verecektir...
13 askerimizi şehit eden PKK köpeklerine en derin nefretimizi ve lanetimizi buradan haykırıyoruz. Türkiye onların sandığı gibi aciz bir devlet değildir. Yakında inşallah en sert cevabı bu kalleşlere verecektir. Şunu unutmamak gerekir ki Türk'e kefen biçenin ölümü korkunç olur.
Güvenlik güçlerimiz onları saklandıkları yerde bulup bir bir köpek gibi öldürecekler...
Vatanı için şehit olmuş kahramanlarımıza da Allah'tan rahmet ve acılı ailelerine sabırlar diliyoruz...
Gönderen
devlez
saat:
11:29
0
yorum
Etiketler: haber-yorum